Çekmeköy’de bir öğrenci tarafından öldürülen öğretmen Fatma Nur Özçelik ve Zeytinburnu sahilinde kızıyla ölü bulunan Fatma Nur Çelik’i; devlet kurumlarının açıklamaları, yayın yasakları, kadın örgütlerinin tepkileri üzerinden konuşuyoruz.
Ömer Madra: Günaydın Çiçek, merhabalar.
Özdeş Özbay: Günaydın.
Çiçek Tahaoğlu: Günaydın. Günaydın. Günaydın Özdeş.
Ö. M: Bugünkü gündemimizin konusunda neler var?
Ç. T: Şimdi 8 Mart geldi neredeyse. Ama biz 8 Mart'a çok fazla, yani bu hafta çok fazla kadının ölümünden ve kadın cinayetinden bahsettik. Ve her gün daha da korkunç haberler, daha da korkunç görüntüler falan düşmeye devam ediyor gerçekten. Şimdi bu hafta Fatma Nur isimli iki ayrı kadının ölümlerini konuştu bütün Türkiye. Biz de biraz bunlardan bahsedeceğiz. Fatma Nur Özçelik adlı bir kadın öğretmen Çekmeköy'de bir okulda öğrenci tarafından öldürüldü. Bir diğer Fatma Nur Çelik ise 8 yaşındaki kızıyla birlikte Zeytinburnu sahilinde ölü bulundu ve intihar ettiği söylendi.
Ö. M: İkisinin de adları Fatma Nur, soyadları da birinin Özçelik, öbürünün Çelik.
Ç. T: Çelik, evet. Talihsiz bir tesadüf. Ve aynı gün içinde her iki olay hakkında da yayın yasağı getirildi hızlı bir şekilde. Şimdi bu yayın yasağıyla ilgili şöyle bir parantez açmak istiyorum tabii. Yayın yasağıyla ilgili duyurularda yayın yasağının neyi kapsadığı belirtilir. Yani bu hep böyle olmuştur. Yani siz de biliyorsunuz basın kuruluşlarına bildirilir yayın yasağı kararları ve bir cümleyle açıklanır; şu görüntüler işte ya da soruşturma kapsamındaki bilgilerin yayınlanması denir ya da işte duruşmalarla ilgili detayların yayınlanması denir ama burada böyle bir şey yok. Bu konuda da yeni bir sisteme geçiyoruz biliyorsunuz. Fatma Nur Özçelik’in öldürülmesiyle ilgili de yayın yasağını RTÜK ilan etti ve olayla ilgili yayın yasağı diyor genel olarak. Şimdi kızı Hifa'yla birlikte sahilde ölü bulunan Fatma Nur Çelik ile ilgili yayın yasağı ise daha ilginç. Ortada yazılı bir yayın yasağı yok. Yani RTÜK’ün böyle bir açıklaması yok. Savcılığın da yazılı böyle bir, yani ilan edilmiş bir kararı yok. Ama bir ajans şöyle bir cümle geçiyor: "Olaya ilişkin yürütülen soruşturmaya gizlilik kararı ve yayın yasağı getirildiği bildirildi" diye bir cümle geçiyor bir ajans ve bu şekilde bir yayın yasağı ilan edildi yani. Şimdi bu kısmı açıklamak istedim çünkü yayın yasağı böyle bir şey olmamalı, bu kadar normalleştirilmemeli. Bu uygulamaların gazeteciler tarafından da sorgulanması gerekiyor. Ama bir kez duyurulmuş bulundu. Sonuç olarak bir kez duyuruldu yani bu yayın yasağı. Dolayısıyla biz de bu yayın yasağına uyacağız bugün bu konulardan bahsederken.
Dolayısıyla soruşturmaya ilişkin detaylarla değil, bu konudaki resmi açıklamaları konuşacağız. Zaten resmi açıklamaları konuşabiliriz çünkü bu konuyla ilgili kadın cinayetlerini önlemekle ilgili kurumlar bu konularda neler açıklamış, bunlara bakacağız aslında. Evet. Şimdi... Öğretmen Fatma Nur Özçelik'in cenazesi... Bir de cenazelerden bahsedeceğiz tabii. Bunlardan da bahsedebiliyoruz. Öğretmen Fatma Nur Özçelik'in cenazesi öldürüldüğü okulda, yani görev yaptığı okulda düzenlenen bir törenle kaldırıldı. Şimdi oldukça kalabalık bir törendi Fatma Nur Özçelik'in cenaze töreni ve öğrenciler ve meslektaşları dışında; Milli Eğitim Bakan Yardımcısı, İstanbul Valisi, İstanbul Emniyet Müdürü, Memur-Sen Genel Başkanı gibi isimler de katıldı bu törene. Hatta Bakan Yardımcısının alkışlarla protesto edildiği de okuldaki törende haberlere yansıdı. Şimdi bu bir taraftan eğitim sendikaları da bir gün iş bırakma kararı aldılar ve Ankara'da bakanlık önünde, İstanbul'da da Beyazıt'ta bir araya gelerek açıklamalar yaptılar. Şimdi önce yetkililerin açıklamalarına bakalım. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin zaten anmaya katılmadı. Bir tweet attı ve attığı tweette de acısının tarifsiz olduğunu söyledi.
Bakan yardımcısı Nazif Yılmaz da okuldaki törende bir konuşma yaptı. Şimdi ne diyor o konuşmada? İşte, yani klasik; önce diyor ki, "Çok kıymetli meslektaşımızın elim bir hadiseyle aramızdan ayrılmasının hüznünü yaşıyoruz" diyor. "Ben de öğretmenlik yapmış bir kardeşiniz olarak" diyor, "derin acıyı yüreğimde hissediyorum" falan diyor. Ve kanuni tedbirlerin alındığını söylüyor. Yani bu kanuni tedbirler ne? İşte aslında burada Öğretmenlik Meslek Kanunu'ndan bahsediyor kanuni tedbirler alınır derken. İşte öğretmenlere görevleri sırasında fiziksel şiddet, hakaret gibi suçlarda cezaları yarı oranında artırılacak diye bir şey kabul edilmişti bir iki sene önce. Ondan bahsediyor. Ve okullarda disiplin cezalarının zaten ağırlaştırıldığını... Yani aslında şiddetin önlenmesine dair hiçbir şey söylemiyor fark ettiyseniz. Ama cezalandırırız diyor yani. Öğretmenin ölümünün engellenmesine dair bir şey bulunmuyor bu konuşmaların içinde açıkçası. Tabii meslek örgütleri ve eğitim sendikaları Bakan ve Bakan Yardımcısı ile hemfikir değil diyelim. Çünkü hani tarifsiz acılardan bahsetmelerini değil, sorumluluk almalarını bekliyorlar bakanlıktan yani aslında.
Öğretmenler okullarda artan şiddet vakalarının uzun süredir ciddi bir tehdit oluşturduğunu anlatıyorlar aslında, biliyorsunuz. Ve işte bu öğretmen cinayetinden sonra yaptıkları açıklamalarda da uyarılarının, yani defalarca uyarıda bulunduklarının ve bu uyarılarının hiçbirinin ciddiye alınmadığını tekrarladılar. Yani bu konu hani okullarda artan şiddet meselesi ilk defa Fatma Nur Özçelik'in öldürülmesiyle gündeme gelen bir konu değil aslında. Yani biz benzer haberleri de çok okuyoruz biliyorsunuz. Dolayısıyla bakan yardımcısının dediği gibi elim bir olayla karşı karşıya değiliz aslında. Sistematik bir sorunla karşı karşıyayız maalesef ve hani sistematik bir sorun olarak görülmediği için ve önlenmeye de çalışılmadığını görüyoruz açıklamalardan. Düzelmiyor bu sorun. Şimdi eğitim sendikaları da aslında yaptıkları açıklamalarla bunu vurguluyorlar. Eğitim-Sen Genel Başkanı Kemal Irmak'ın konuşmasından bir parça okuyalım. Diyor ki Kemal Irmak: "Somut ve kalıcı adımlar atılmadığı için şiddet ortamı giderek derinleşmiştir. Bu okulda kesici aletle saldırı gerçekleştirilebiliyorsa, bu durum güvenlik mekanizmalarının yetersiz olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Okullarda şiddet önleyici destek mekanizmaları ciddi bir biçimde gözden geçirilmelidir. Şiddetin zemini yalnızca bireysel bir öfke değildir. Medyada, siyasette ve bürokraside giderek meşrulaştırılan, sert ve kutuplaştırıcı dil; eğitim emekçilerini hedef gösteren, itibarsızlaştıran, yalnızlaştıran söylemler bu iklimi beslemektedir" demişler. Yani şimdi açıkçası doğru bir noktaya değiniyor değil mi Kemal Irmak? Yani öyle bir şiddet kültürü oluştu ki artık böyle şiddet çok da büyük bir suç değilmiş gibi gözüküyor.
Ö. M: Normal karşılanıyor değil mi?
Ç. T: Olağan karşılanıyor yani adeta. Evet kesinlikle yani özellikle erkekler sinirlendiklerinde zaten bunun doğal sonucu şiddet göstermeleriymiş gibi bir durum var. Ve gerçekten çok sıklaştı şiddet haberleri. Yani hani bugün konuşacağımız iki haberi araştırırken sürekli yeni haberler düştü bu hafta. Yani işte bir kadın okulda bütün velilerin ve öğrencilerin gözü önünde boşanmaya çalıştığı kocası tarafından öldürüldü. Çocuğunun da gözü önünde. Herkes izliyor. Yani gerçekten videoda, bu bahsettiğim videoda çok kalabalık bir ortam ve herkes izliyor. Kadın çığlıklar içinde. Yani başka bir sürü olay daha oldu. Bitmiyor çünkü artık hani bu çok sıradan bir şey. Çünkü hani önemli olan ailelerin bir arada olması, ailelerin boşanmaması ve hani şiddetle çözülecek bir sorunmuş gibi ama çok da şey etmeyin gibi yaklaşılıyor. Şimdi eğitim alanında da iyice artık dikkat çeken vakalar olmaya başladı.
İşte bu Fatma Nur öğretmenin öldürülmesi gibi ama bu tarz şeyler çok fazla oluyordu zaten. Haberleri de çok fazla oluyordu ama yani ne bileyim biz meslek liselerinde özellikle işte torna tesviye meslek liseleri vesaire gibi bir sürü hani aslında bu aletlerin de derslerin bir parçası olduğu ve ortamın da çok sert olduğu liseler var. Öğretmenlerin camlardan atıldığını falan öğrenciler tarafından duyuyoruz, biliyoruz aslında. Ve öğretmen yani meslek sendikaları da bunu uzun süredir dile getiriyor. Bakanlığın alabileceği önlemlere dair somut önerileri de var tabii ki meslek sendikalarının. Bu hafta yaptıkları açıklamalarla bunları da sıraladılar. Özetle onları da aktaralım. İşte okullarda şiddeti önlemeye yönelik bağlayıcı bir eylem planının hazırlanması gerektiğini söylüyorlar. Ve yani şiddete karşı bütünlüklü, bilimsel, katılımcı politikaların derhal hayata geçirilmesini istiyorlar. Yani şiddet yaşandıktan sonra "cezaları yarı oranında artırdık" değil de şiddet yaşanmasını engelleyelim diyorlar. Okullarda rehberlik hizmetlerinin güçlendirilmesi gerektiğini zaten hep söylüyorlar. Ve güvenli bir okul, güvenli bir çalışma ortamı istiyoruz diyorlar. Yani bakan "şiddet cezalandırılacak" diyor, öğretmenler "şiddeti engelleyin" diyor diye özetleyebiliriz burayı. Şimdi öbür haberimize geçeceğim. Çünkü bu hafta cenazesi kaldırılan bir diğer kadın da kızıyla birlikte intihar ettiği söylenen Fatma Nur Çelik'ti. Şimdi Fatma Nur Çelik ve kızıyla ilgili haberleri de aslında yaklaşık üç senedir izliyoruz. Yani 2023'ten beri F.H.S. inisiyalleriyle sesini duyurmaya çalışan bir kadından bahsediyoruz.
Can güvenliğini sağlamak için kamera karşısına çıkarken başörtüsüyle suratının tamamını örtüyordu aslında. Yüzünü ölümünden sonra yayınlanan fotoğraflarla gördük Fatma Nur Çelik'in. İsmini de öldükten sonra öğrendik. Şimdi aslında senelerdir kendisine mikrofon uzatan herkese sesini duyurmaya çalışmış Fatma Nur Çelik. Yani çok fazla haber yapılmış 2023 senesinden beri verdiği hukuk mücadelesine dair. Şimdi ölümle ilgili kısımlara girmiyorum dediğim gibi yayın yasağından dolayı. İlk başta intihar olarak duyurulan bu olayın kamuoyunda şüpheli ölüm olarak tartışılmaya başlamasının sebebi de bu aslında. Yani üç senedir okuduğumuz haberler. Şimdi şunu söyleyebilirim haberlerle ilgili sadece, bu sene başında adliyenin önünde bir adalet nöbetine başlamıştı yine F.H.S. ismiyle. Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği başta olmak üzere çeşitli kadın örgütleri ve avukatlar da destek veriyordu mücadelesine. 5 Mayıs'ta da aslında kızına yönelik çocuk istismarı davası devam edecek. Yani 5 Mayıs'ta kadın örgütleri de o davada olacak, kocanın yargılandığı davada. Ve yani daha da acısı aslında, daha birkaç ay önce kendisini adalet nöbetinde ziyaret eden milletvekili Aylin Nazlıaka’nın kameraların önünde bir açıklaması var, görmüşsünüzdür mutlaka: "Başıma bir şey gelirse intihar demeyin. Biz öldükten sonra adaletin sağlanmasını istemiyorum. 5 Mayıs'a kadar hayatta kalacağımı düşünmüyorum" demişti. Fatma Nur'un ve kızının cesedi 2 Mart'ta Zeytinburnu sahilinde bulundu.
Ö. M: Evet, bir korku dehşet filmi gibi aslında yorumlamak mümkün. Gerçekten öyle. Ya da korku romanı gibi, dehşet romanı gibi.
Ç. T: Cenazesi de kadınların omuzlarında defnedildi. Hatta cenazede de bir arbede çıktı. Yani cenazede bazı erkekler feministlerin üstüne yürüdü. Orada bir tartışma çıktı. Sonra erkekler dedi ki, "Bizim kan bağımız var, siz kimsiniz gidin." Feministler de dedi ki, "Siz bu kadını zorla evlendirmişsiniz, tecavüze uğradı, mesele burada kan bağı değil falan" dediler ve görüntülerde bayağı bir arbede yaşandığı gözüküyor. Şimdi Fatma Nur ve kızının ölümüne yönelik tepkilerin ardından Aile Bakanlığı bir açıklama yaptı. Ve bu açıklama da olayın kendisi kadar tartışıldı açıkçası. Şimdi açıklama çok uzun, okumayacağım ama özetle şunu söylüyor: Bakanlık aslında elinden geleni yapmış. Ama anne yüzünden kızı kurtaramamışlar, böyle bir şey söylüyor bakanlık. Olaydan anneyi sorumlu tutmuş. Ve tabii bir de sivil toplum örgütlerine ve gazetecilere sorumsuz demiş bakanlık. Yani aslında her şeyi bakanlık yapmış, geri kalan herkes de olaya zarar vermiş gibi bir açıklama yapmış bakanlık. Şimdi doğal olarak çok tepki çekti bu açıklama. Gerçekten de mağdur suçlayıcılık nedir sorusunun cevabı gibi bir açıklama yani. Kadın cinayetlerine karşı feministler kampanya grubu bakanlığın açıklamasını eleştiren bir karşı açıklama yaptı diyeyim.
Ve "Cinsel istismar ve şiddete karşı verdiği mücadeleyi kaybedip ölmesi karşısında inanılmaz bir açıklama bir kadın ve çocuk için" dediler. Gerçekten inanılmaz bir açıklama. Ve "Hani kadına yönelik şiddeti önlemekle yükümlü bir bakanlığın" -ben onu tutuyorum şu an açıklamada- "kadına yönelik şiddeti önlemekle yükümlü bir bakanlığın sistematik şiddete maruz kalan bir kadın ve çocuğu nasıl destekleyeceğini bilmemesi ve bilmenin görevi olduğunu düşünmemesi ibret vericidir" dediler. Ve sonuç olarak "kadının güvensizliğini suç gibi göstermesi de ibret vericidir" dediler. "Dünkü suçlayıcı açıklama, erkek şiddetinin sebebinin cinsiyet eşitsizliğinde yattığını inkar etmek ve kadına yönelik şiddet hakkında konuşurken dahi cinsiyetçi bakış açısını sürdürmektir" dediler.
Ö. M: Evet, yani sadece bir korku ve dehşet filmi ya da romanı izlemek gibi değil. Onun ötesinde de bazı önemli bir sosyolojik araştırmayı da izler gibiyiz. Yani Émile Durkheim'ın ünlü İntihar başlıklı kitabının çok uzun zaman önce yazılmış... Oradaki bütün değerlendirmeleri, toplumdaki normların çöküşünü anlatan, Fransa'daki durumları anlatan kitabı yeniden okurmuş gibi de senin de sözünü ettiğin açıklamalarla birlikte okunduğunda hakikat ötesi dünyanın korkunç sorunlarını bir kez daha dile getirmek durumundayız herhalde. Çiçek peki otopsi raporu açıklandı mı?
Ç. T: Hayır, çok hızlı bir şekilde kaldırıldı cenaze. Açıklanacaktır herhalde otopsi raporu. Çünkü gerçekten bütün Türkiye takip ediyor artık bu davayı. Ama çok apar topar kaldırdılar cenazeyi. Pazartesi günü bu haberler çıktı, çarşamba günü de cenaze kalktı. Zaten doğal ölümde bile o hızla kalkıyor cenazeler. Bunları görececeğiz herhalde ilerleyen günlerde. Şimdi Avukat Tuğba Torun da hukuki olarak ele almış bakanın açıklamasını, kısaca ona da değineceğim. O da "Bu basın açıklaması mağdur suçlayıcılık üzerine yapılandırılmış, yüz kızartıcı bir açıklamadır" diye başlamış sözlerine. Ve Avukat Tuğba Torun şunu söylüyor: "Burada esasında iki mağdur var diyor; anne ve çocuk. Açıklamada sürekli surette bir şey yapılmamasına gerekçe olarak annenin tutumu ileri sürülmüş. Oysaki burada anne de mağdur. Yani anneye de yardım etmenin yollarını aramak ve bulmak zorundaydı bakanlık, yapmamış" demiş. Çok doğru bir noktaya değinmiş. İkinci olarak "annenin davranışı bakanlığa güvenmediği izlenimi veriyor" demiş. "Acaba baş şüpheliler ısrarla tutuksuz yargılandığı ve anne çocuğunu yanından ayırmak istemediği için olabilir mi?
Yahut her ikisinin de psikolojisi bitik vaziyette olduğu için olabilir mi?" diye sormuş. Burada "bakanlık öz eleştiri vermesi gerekirken yine kendini sorumsuz ilan ediyor" demiş. Yine bu da çok doğru. Yani artık devlet kurumları açıklama yaparken kendilerinde hiç sorumluluk görmüyorlar ve sürekli hani bu açıklamayı yapmak zorunda bırakılmalarını suçlayacak şekilde açıklamalar yapıyorlar. Konu ne olursa olsun biliyorsunuz. Bu olayda da yine öyle bir şey olmuş. Ve işte yine Avukat Tuğba Torun bir süredir devam eden yargılamada hani bakanlığın -yani normalde müdahil olup davayı takip ediyor ya bakanlık- bunun mağdurların korunması adına yapıldığını hatırlatmış ve bakanlığın aslında resen yapabileceği birçok şey olduğunu ama bunların hiçbirini yapmadığını hatırlatmış ve bu açıklamayla da "üstü kapalı şekilde hedef göstermiştir. Devlet yurttaşı hesap verenlere, hesap soranlara parmak sallayan değil" demiş.
Ö. M: Buyurun. Yok yani gerçekten nutkunun tutulacağı açıklamalar da... İnsanın nutkunun tutulacağı derecede kavranması güç açıklamalar da var yani doğrudan doğruya her iki durumda da ailelere kabahat bulunuyor. Evet gerçekten öyle.
Ç. T: Yani bir de şimdi şöyle tartışıyor hani; bakanlık diyor ki "Yok" diyor, "bu kadın intihar etti" diyor. "Zaten bu kadın şöyleydi böyleydi" diyor. Ya şimdi intihar da etmiş olabilir. Yani buradaki şeyi de anlamıyorum ben. Yani intihar etse de burada bakanlığın sorumluluğu ve yapabileceği, yani olay o noktaya gelmeden önce yapabileceği şeyler vardı. Yani intihar ettiyse de bu kadını o noktaya getiren şey neydi diye sorgulanabilirdi ama ben bunları sorgulamıyorum çünkü yayın yasağı var biliyorsunuz. Ben bunları geçiyorum. Şimdi detayları anlatmıyorum yani o yüzden. Maalesef. Yani tabii birçok... Bir tane daha Fatma Nur var, vaktimiz var, onu da anlatayım. Şimdi dediğim gibi her gün kadın cinayeti haberleri ve kadın ölümleri, işte şüpheli ölümler, intiharlar... Bunları okumaya devam ediyoruz. Şimdi bir haftadır Fatma Nur Çelik ve Fatma Nur Özçelik konuşurken dün bir haber daha çıktı. Bu sefer de Fatma Nur Okur isimli bir kadının kendisine işkence eden kocasını öldürdüğünü ve bunun için yargılandığını, dün duruşması varmış, o duruşmanın haberini okuduk. Şimdi hayatta kalmak için şiddet gördükleri erkekleri öldüren kadınlardan başka bir cuma günü bahsederiz ama Fatma Nur Okur dün gerçekleşen duruşmada çok çarpıcı şeyler söylemiş ve bununla ilgili yayın yasağı da yok, o yüzden anlatabilirim. Eşinin uyuşturucu etkisiyle kendisine ve kızına kötü davrandığını, boşanmak istediğini, tehdit ettiğini söylemiş ve "Bana ceza olsun diye kedimin ve muhabbet kuşumun kafasını kesti" demiş. Bu arada bu çok yaygın bir şeydir; erkek şiddetinde kadınların evcil hayvanlarına işkence ve eziyet ederek kadına işkence etmek böyle textbook bir şeydir. Ve eşinin IŞİD mensubuyken Suriye'ye gidip kafa kestiği videoları kendisine ve kızına sürekli izlettiğini söylemiş. Gerçekten böyle distopikleşiyor okuduğumuz her haber ve her şey.
Ö. M: Peki bunları mahkemede de söyledikten sonra...
Ç. T: Bunları mahkemede söylemiş zaten. Mahkemede söylediklerini aktarıyorum.
Ö. M: Adam hakkında ayrıca böyle bir meseleden dolayı soruşturma açılmış mı peki?
Ç. T: Açılmıyor. Yani haberlerde öyle bir şey yoktu en azından. Yani şimdi tüm bunlar olurken kadının şiddet görmesi engellenmemiş. Boşanmasına izin verilmemiş ve gelinen noktada kadın hayatta kalmak için eşini öldürmüş. Ve eşini öldürdüğü için yargılanıyor. Yani şiddet meselesi en başta da dedik ya, hep cezaların artırılmasından bahsediyor ama hani asla şiddetin önlenmesi, şiddet kültürünün yok edilmesi üstüne çalışılmıyor. Ya da işte bütün bunlar olmuş; adam Suriye'ye gitmiş, kafa kesmiş, gelmiş. Kadına işkence yapmış, işte hayvanlara işkence yapmış. Hiçbir noktada engellenmemiş ve en son noktada kadın adamı öldürmüş ve şu an yargılanıyor. Yani hani anlatabiliyorum, artık kelimelerimi de seçemiyorum bir yandan bunları anlatırken ama demek istediğimi anlatabildim diye düşünüyorum. Keşke bütün bunların olması engellenseydi. Keşke daha önce müdahale edilseydi bu olaylara.
Ö. M: Evet, kelimeler kifâyetsiz gerçekten, şairin de dediği gibi. Ama yani mesela bunun giderek daha da sıradanlaşması gibi bir tehlikeden de bahsetmek mümkün senin de zaman içinde değerlendirdiğin gibi. Yani giderek artıyor bu tarz vurdumduymaz yaklaşım.
Ç. T: Evet, duyarsızlaşıyor.
Ö. M: Tolga Şardan da Büyüteç köşesinde, T24'te: "Yoktan yere ölümün kol gezdiği ülke" diye vermiş tırnak içinde. "Aynı isimde vücut bulan iki ayrı insan, Fatma Nur Çelik ve Fatma Nur öğretmen... Daha önce okulda eğitim görmüş ancak sağlık sebebiyle okula devam etmeyen bir öğrencinin elinde tuttuğu ve gelişigüzel salladığı bıçağın hedefi oldu. Öğretmen Fatma Nur Özçelik’in yaşam savaşını kaybettiği anlarda Zeytinburnu sahil kenarında 8 yaşındaki kızı Hifa İkra ile birlikte cansız bedenleri bulunan Fatma Nur Çelik'in yaşadıkları nasıl kabullenilecek" diye ayrıntılı bir değerlendirme yapmış o da. Yani "Yaşananların gerçek sebebini yaratan sorunların çözümlenmemesi yeni olayların önlenmesine engel olacak" diye. "Suçluların bulunması sonucu elbette değiştirmeyecek" diye. "Kim ne derse desin" diye bitiriyor yazısını Tolga Şardan: "Bu coğrafya Fatma Nur Çelik'in adını unutmayacak."
Ç. T: Evet. 8 Mart geliyor. Bütün bunlara karşı kadınlar sokağa çıkıyor. Bu arada tabii şeyi de söyleyeyim; çok fazla eylem oldu. Bugün eylemler var, avukatlar eylem yapacak. Her yerde eylemler var; Aile Bakanlığı'nın önünde eylem var, İstanbul'da İl Müdürlüğü'nün önünde eylem var. İHD'nin eylemi var, feministlerin eylemi var. Yani 8 Mart'a kadar aslında her gün çeşitli eylemler olacak bunlara karşı. 8 Mart'ta da tabii ki feminist gece yürüyüşü olacak. Diğer illeri bilmiyorum ama İstanbul için söyleyeyim; 19.30'da Taksim'de kadınlar yine patriarkaya karşı öfkesiyle ve neşesiyle hepsi bir arada buluşacak ve bakalım bu kez engellemeler ne olacak? Evet, yani mücadele elbette devam ediyor ama genel bir sosyolojik sorunun büyümekte olduğu da aşikar yani. Evet, çok distopik bir haldeyiz artık bu meseleyle ilgili. Yani genel olarak her şeyle ilgili.
Ö. M: Peki yayın yasağı gerekçesi olarak ne veriliyor? Son bir soru olarak.
Ç. T: Zaten sorun o, öyle bir şey yok. Yani "yayın yasağı var" diyor. "Olayla ilgili yayın yasağı getirdik" diyor öğretmeninkinde. Diğerinde o da yok. Yani ne olduğunu bilmiyoruz. Ben hani gerçekten sinirim bozuldu, bir sürü gazeteciyi aradım, bu haberleri geçen yerleri aradım. Genç muhabir arkadaşlar... Yani bir haber geçmiş, tek bir cümle geçiyor; "Yayın yasağı getirildiği bildirildi" diye. Genç muhabir arkadaşlar da savcıya demişler ki, "Aaa, yayın yasağı mı var?". O da WhatsApp'tan demiş ki, "Aa, evet." Onlar da haberi geçmişler. Bence bunun da normalleşmesi çok büyük bir sorun. Çünkü yayın yasağı böyle bir şey değil. Ama gazeteciler birazcık kendi çabalarıyla yayın yasağı ilan etmiş olmuşlar gibi bir sonuç çıkardım ben.
Ö. M: İşte, çok uygun duruma... Birazdan tavşan deliğinden geçeceğiz, Alice Harikalar Ülkesi'nden bir bölüm dinleyerek.
Ç. T: Görüşürüz.


